Mayıs’ta Milou, 1968 Mayısı’nı beklenmedik bir yerden, inişli çıkışlı aile ilişkileri içinde kendine özgü mizahı ve gerilimi ile anlatır.
Mayıs’ta Milou, 1968 Mayısı’nı beklenmedik bir yerden, inişli çıkışlı aile ilişkileri içinde kendine özgü mizahı ve gerilimi ile anlatır.
Altın Palmiye ödüllü Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor’un yönetmeni Apichatpong Weerasethakul’un ilk filmi, kurmaca ve belgesel sinemanın sınırlarını bulanıklaştıran deneysel bir seyirlik vadediyor.
Bugüne ulaşmış en eski korku filmimiz olan Drakula İstanbul’da, Bram Stoker’ın, 1922’de Murnau’nun Nosferatu’suna da ilham olmuş Dracula romanının, 1928 senesinde Ali Rıza Seyfi tarafından Türkçeleştirilmiş hâli Kazıklı Voyvoda’dan uyarlanmıştır.
Ferit Edgü’nün Hakkâri’nin Pirkanis köyündeki deneyimini düşsel bir kurguyla anlattığı romanı, 1982’de Erden Kıral tarafından beyazperdeye uyarlanmış fakat doğunun yoksulluğunu, devletin zafiyetini gösterdiği gerekçesiyle uzun yıllar yasaklı kalmıştır.
Faşizmin gündelik hayatta bireyin ruhuna nasıl sızdığını, insanlığın kırılganlığı, aidiyet ihtiyacı ve güç arzusu üzerinden sorgulayan film, Altın Küre ve Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film kategorisine aday gösterilmiştir.
Uzun yıllar kayıp sanılan yapım, yakın dönemde bulunup restore edilerek yeniden gün ışığına çıkmıştır.
Filme canlı müzik performansı ile Ayşe Tütüncü eşlik edecektir.
Jeanne Moreau’nun makyajsız yüzünde ifade bulan duyguların ve Miles Davis’in doğaçlama müziğinin damgasını vurduğu İdam Sehpası, Fransız Yeni Dalgası’nın öncülerinden sayılır.
Küçük bir ekiple Hindistan’a giden Louis Malle, burada kaydettikleri 30 saatlik görüntülerden, “en gurur duyduğum filmim” dediği, yedi bölümden oluşan Hayalet Hindistan belgeselini yapar.
Film, askeri diktatörlük ve polis şiddeti nedeniyle yozlaşmış bir sistemin gölgesinde kalmış São Paulo’nun yeraltı dünyasında hayatta kalmaya çalışan evsiz çocukların ve sokak çetelerinin hikayesini oldukça sert ve gerçekçi bir bakışla gözler önüne seriyor
Güçlü ve şiirsel görsel anlatımıyla iktidarın ürettiği şiddetin en mahrem anlara kadar nasıl sızdığını gösteren film, 1988 Cannes Film Festivali’nde takdirle karşılanmış; ancak kendi ülkesinde ilk gösteriminin ardından yasaklanmıştır.
Yaratıcı sinema dili, baş döndüren kurgu anlayışı ve renk efektleriyle yetişkinler dünyasının absürdlüğünü bir çocuğun gözünden hicveden film, 10 yaşındaki zıpır ve hazırcevap Zazie’nin Paris’teki uçarı amcasına yaptığı hafta sonu ziyaretini anlatır.
Louis Malle’in aşkta sınır tanımayan karakterlere hayat veren muhteşem oyunculuklarla öne çıkan bu ikinci filmi, başrol oyuncusu Jeanne Moreau’nun bir yıldız olarak parladığı en önemli filmlerinden biri olur.